325) ALLAH NURU

Mana ilmiyle uğraşanlar için çok ama çok önemli bir konu… Çünkü mana ilmi, kelimelerin ardındaki hakikati, varlığın özündeki ilahi sesi duymayı gerektirir. Bu sesin yanlış anlaşılması, kişiyi hakikatten uzaklaştırabilir. Hakikat yolunda en ince hata, en büyük sapma olur. Zira ilmin nuru, kalbin safiyetine bağlıdır. Kalp bulanıksa, nur gölgeye dönüşür. “Allah Nur’un ta kendisidir.” dediğinde, farkında … Devamını oku… 325) ALLAH NURU

324) FAYDALI VE FAYDASIZ İLİM

İlmi dinlerken şunu unutmayalım… Bazı ilimler insanı Hakk’a (gerçeğe, Allah’a) ulaştırırken, bazı ilimler de Hakk’tan (Allah’tan) uzaklaştırır. Çünkü her bilgi, yöneldiği istikamete göre sahibini ya nura (ilahi ışığa) taşır ya da zulmete (karanlığa) iter. İlim, kalbi arındırıp ruhu Hakk’a yaklaştırıyorsa faydalıdır; benliği şişirip nefsi büyütüyorsa faydasızdır. Hakikatte ilmin değeri, insanın niyetiyle ölçülür. Bazı ilimler de … Devamını oku… 324) FAYDALI VE FAYDASIZ İLİM

323) ERİLİN VE DİŞİLİN HAKİKATİ

Hani hep dişil kadından bahsediliyor ya… Oysa kadının tamamlayıcısı olan eril de belli bir kıvamda olmalı. Çünkü dişil derinliktir ama yön ister; eril de yönün kendisidir. Kadın varlığın kalbidir, erkek ise onun istikametidir. Kalp atmazsa yön anlamsız olur, yön olmazsa kalp şaşar. İşte hayat, bu iki hakikatin birbirine yönelmesiyle dengede kalır. Hakikat, kutupların zıtlığında değil, … Devamını oku… 323) ERİLİN VE DİŞİLİN HAKİKATİ

322) BİLGİ ÇAĞI VE ZİHİNSEL OBEZİTE

Hani bilgi çağında yaşıyoruz ya… Dünya artık küçük bir köy gibi… Saniyeler içinde haberler yayılıyor, veri yağmuru altındayız. Sözde bir “aydınlanma pandemisi” var. İnsanlık bilgiyi çoğalttıkça, hikmeti unuttu. Bilgi, ışık sanıldı ama kalbe inmediğinde sadece göz kamaştıran bir yanılsamadır. Gerçek aydınlanma, verinin çoğalmasıyla değil; idrakin saflaşmasıyla olur. “Allah, dilediğini nuruna kavuşturur.” (Nur, 35) Peki, herkes … Devamını oku… 322) BİLGİ ÇAĞI VE ZİHİNSEL OBEZİTE

321) TESLİMİYETİN KADİM HATIRASI

İnsanda “teslimiyet” tohumu fıtraten (yaratılış gereği) vardır. Çünkü “Elestü bi Rabbikum Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına “Belâ (Evet, Sen bizim Rabbimizsin)” diyerek teslim olmuştur. Yani insan ruhu zaten teslimdir; ancak dünya hayatında bencillik (enaniyet) perde olmuştur. Mürşid, o kadim “Belâ” cevabını yeniden hatırlatır. Teslimiyet, insanın yaratılışındaki en eski sözdür. Bu söz, zamanın ötesinde verilmiş … Devamını oku… 321) TESLİMİYETİN KADİM HATIRASI

320) KUR’AN’I ANLAMAK

O Kur’an’ın çehresi… Onun için oluşmadı dengisi. Ama Kur’an’ı anlamak için tüm belagat (güzel konuşma) ve hitabet (etkili ifade) ehlinin oldu hevesi. Buna uyandı ehli feraset (anlayış ehli); bununla kaim (ayakta duran) oldu risalet (peygamberlik). Hiçbir şey tabii ki ulaşamaz fesahatine (söz güzelliğine). Yüzer her kul onun belagatine. Onda dür (inci) ve cevherler (değerli hakikatler) … Devamını oku… 320) KUR’AN’I ANLAMAK

319) HARFLERİN ANLAMLARI

Elif (ا): Kişinin benliğinin farkındalığıyla hareket etmesi. Elif, varlığın ilk fark edilişidir; kulun “ben” bilinciyle Hakk’a yönelip “benliğimi tanıdım, çünkü Sen’i bildim” demesidir. Elif dik durur; kulun secdeye varışı da onun Elif hâlinden doğar. Be (ب): Kişinin kendindeki kuvvet ve kudretin sahibini keşfetmesi, yani iman etmesi. “Bismillah”taki “Be” harfi, Hakk’ın kulluğa bakan yönüdür. Kulun her … Devamını oku… 319) HARFLERİN ANLAMLARI