293) CEM MAKAMININ HAKİKATİNE BAKIŞ

Cem makamında kul, artık tüm vehimlere dayalı olan zuhur eden manasını terk etmiştir. Mukaddes mana olan ilahi manalar ile kendisini bulmuştur. Cem makamı, ayrılığı unutan birliğin idrakidir. Kul artık zannın ötesine geçmiş, varlığı parçalara bölen perdeleri kaldırmıştır. “Ben” ve “O” ayrımının eridiği bu hâl, hakikatte yalnızca “O”nun zuhuru olduğunu sezmekle başlar. Artık nefsi tüm isteklerini … Devamını oku… 293) CEM MAKAMININ HAKİKATİNE BAKIŞ

303) HEP İYİLİĞE VESİLE OL

Mutlak nefsi ve öz nefsini tanıyıp rabbe doğru nazar edenden insanlığı tembelliğe itecek şekilde veya rencide edecek tarzda hiç bir fiil asla zuhur etmez. Kişi, nefsinin tabiatını tanıdığında, artık “yapan” olduğunu değil “yaptırılan” olduğunu fark eder. Böylece iyilik onun elinden değil, Rabb’inden akar. O zaman yaptığı her iş, bir gösteriş değil, bir şükür olur. Yerinde … Devamını oku… 303) HEP İYİLİĞE VESİLE OL

292) YOL SADECE İSLAM’DIR EN NEFSİM

Ey nefsim… Eğer ki ölüm ötesinde kurtuluş istiyorsan… İçinde olduğun ruh durumu ne olursa olsun, istersen tadı damağında kalsın, isterse hüngür hüngür ağlatsın, isterse kesinlikle öyle olduğunu idrak ettirse, gene de vahye başvurup vahye uygunluğunu denetlemek zorundasın. Vahiy, insan aklının ulaşamadığı noktada ilahî pusuladır. Kalp hangi duyguda olursa olsun, eğer o duygu vahye yaslanmıyorsa, seni … Devamını oku… 292) YOL SADECE İSLAM’DIR EN NEFSİM

291) ŞAE VE ERADE FARKI

Özümüzdeki melekeleri yani iç dünyamızdaki kuvveleri zikir ile değiştirirsek, bizden tecelli eden ve tercihimizi belirleyen Allah kuvveleri değişir ve dolayısıyla bizim isteme şeklimiz de değişen kuvvelerin konumuna göre değişir. Zikir, insanın varlık dokusundaki titreşimi değiştirir; çünkü her Esma bir enerji, bir nur titreşimidir. İnsan, zikrettiği Esma ile kendi bilincini yeniden düzenler, kalbini arındırır ve varlığını … Devamını oku… 291) ŞAE VE ERADE FARKI

290) TANIŞ OL KENDİNLE EY NEFSİM

Tanımak, akılla değil idrakle; bilmek, okumakla değil seyr ile mümkündür. İnsan Rabb’ini tanıdığında, akıl tahtından iner, kalp kürsüsüne çıkar. İşte o zaman “ben” denen varlık, yalnızca emaneti taşıyan bir gölgeye dönüşür. Masivayı terk etmek, dünyadan kaçmak değil; her şeyde O’nu görmektir. Çünkü Hak, zahir de batın da O’dur. Zahir olan suret, batın olan manayı perdelemez; … Devamını oku… 290) TANIŞ OL KENDİNLE EY NEFSİM

289) YA RABBi SENİ TANIDIKTAN SONRA…

Ya rabbi seni tanıdıktan sonra; akıl kendine geldi, kendini tanıdı. Beyin kıvamda kaldı, kalble bir olup gülümsedi. Akıl, seni tanımadan evvel kuru bir hesap, yorgun bir düşünceydi; kendine dönüp seni bulduğunda, o hesap sevdaya dönüştü. Artık düşünce değil, zikirdi aklın işi. Beyin denilen o sır kapısı, kalbinle birleşince ışığa doydu, nefes dahi şükür koktu. Ya … Devamını oku… 289) YA RABBi SENİ TANIDIKTAN SONRA…

288) ŞU “TEK”LİK İŞİNDE BİR TERSLİK VAR

Sadece teklik var ve varlık yok, varlıkla varlığını sergileyen Allah veya öz diyenlerin tümünü izleyin… Şunu göreceksiniz… Tüm anlatımları sadece bir fanteziden öteye varmıyor… Oysaki hani teklik vardı… Tüm yaşam sözleri ve hayat bakışları ikileme çıkıyor… Ben ve gönlümdeki… Ben böyleyim sen şöylesin o öyle… Bu işte bir iş var… “Sadece teklik var” derken, insan … Devamını oku… 288) ŞU “TEK”LİK İŞİNDE BİR TERSLİK VAR

287) SARIK VE ABA GİYİNMENİN ADABI

Dikkat ediniz ki sarık ve aba giyildiğinde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz hafızada canlanır. Sarık ve aba, dış görünüşün sembolüdür; fakat asıl değer, o sembolün kalpte doğurduğu Resulullah sevgisidir. Elbise, hatırlamaya vesiledir; hatırlamaksa feyze kapı açar. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân 31) Bu … Devamını oku… 287) SARIK VE ABA GİYİNMENİN ADABI

286) ASGARİ ÜCRET NE KADAR OLMALI?

İşçi hakkı Allah hakkıdır, el uzatılmaz. Kul hakkı, Allah hakkının bir yansımasıdır. İşçinin hakkı gasp edilirse, kişinin ibadeti bile göğe yükselmez. Çünkü Allah, mazlumun duasını arşın en üst katına taşır. “Ücretini alın teri kurumadan veriniz.” (Hadis, İbn Mâce, Rühûn 4) İman ve İslam bir bütünün ayrı anlatımıdır. İman, kalpteki nur; İslam, o nurun amele dönüşmüş … Devamını oku… 286) ASGARİ ÜCRET NE KADAR OLMALI?

285) ÇOK KORKUNÇ BİR YEMİN VE DİĞER YEMİN ÇEŞİTLERİ

Kendisine lanet okumak da bir yemin şeklidir ve en son başvurulan yöntemdir hem çok çok tehlikelidir. İsterse bu yemini içen kâfir olsun… Lanet yemini, kişinin kendi varlığını İlâhî adaletin önüne koymasıdır. Bu, hem Allah’a hem de kendine karşı verilen en ağır sözdür. Bu tür yemin, İlâhî sistemde geri dönüşsüz bir hüküm alanına girmektir. Kendisine lanet … Devamını oku… 285) ÇOK KORKUNÇ BİR YEMİN VE DİĞER YEMİN ÇEŞİTLERİ