438) İLİM YOLCUSUNUN EN BÜYÜK GİRDABI438)

İlim yolunda olan talebelerin en büyük girdabı, öğrendikleri birkaç mukaddimeyle kendilerini muallimlerinden daha üstün görme hissiyatlarına bürünme çabalarıdır. İlim yolunun ilk tuzağı, “birkaç hakikat duydum, artık biliyorum” zannıdır. Talebe, aldığı birkaç mukaddimeyle kalbinde gizli bir büyüme yaşar; dilinde hâlâ “talebeyim” dese bile, iç dünyasında muallimiyle yarışmaya başlar. Hâlbuki ilmin bereketi, önce haddini bilmekle başlar. Kendini … Devamını oku… 438) İLİM YOLCUSUNUN EN BÜYÜK GİRDABI438)

437) RESSAMIN RESMİNDE NURU GÖRMEK

Ressamın resminde gördüm senin sanatını. Ne güzel orada nakşedersin tecellini. Nakşın, sanatının tecellisi… Bu tecellide gizlidir ahlakın. Bu ahlakta gizlidir boyan. Bu boya ile boyalandı cümle âlem. İnsan bu boya ile nakşoldu. Nakşı senin tecellin olarak anıldı. Bu tecelliyi seyredip zatının cemalini seyredip celalin önünde titredim. Haya ettim ve baktım özüme. Oracıkta gördüğüm, nurundan gayrı … Devamını oku… 437) RESSAMIN RESMİNDE NURU GÖRMEK

436) İSİM VE RESİM

Tüm çalışmalarınızda maksadımız asla sahiplenmek değildir. Zira ilim Allah’ındır ve ona teslimiz. Çeşmenin suyu ilahî akıştan gelir; lakin her çeşmeye, onu inşa eden hayrat sahibinin bir lakabı verilir ki dualarda hatırlansın. Su Rahman’ın, akış Rahman’ın, bereket Rahman’ın… Ama yine de o çeşmenin başına bir isim yazılır ki, “Ya Rabbi, bu hayra vesile olan kulunu da … Devamını oku… 436) İSİM VE RESİM

435) DOKUNSUN SANA BİR HAK ERİ

Hakikat nuru, insana gelişi itibarıyla hep bir “el” ile anlatılagelmiştir. Bu el, bazen zahirde görünen bir el, bazen gönle dokunan bir hâl, bazen de insanın iç dünyasında ansızın açılan bir idrak kapısıdır. Aslında nur, dilerse aracı olmadan da ulaşır; ama kulun kaldırabileceği ölçü, çoğu zaman bir vesile, bir perde, bir el talep eder. İşte bu … Devamını oku… 435) DOKUNSUN SANA BİR HAK ERİ

434) MUTLAK TABİİYET RESULULLAHA OLUR

Biz de elbette birçok yazarın eserlerini okuduk. Doğruya doğru dedik, yanlışa yanlış dedik. Yıllar yılı kimseye körü körüne bağlanmadık. Bizim içsel karakterimizde herhangi bir kula gözü bağlı tabiiyet yoktur. Sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e gözü kapalı dahi olsak, teslimiz. Gayrı teslimiyet bizde olamaz… Çünkü ismet sıfatı sadece peygamberlerde olur. Onun için … Devamını oku… 434) MUTLAK TABİİYET RESULULLAHA OLUR

433) ZİNA NUR KAPISININ KAPANMASINA VESİLEDİR

Konuya şu ayetlerle başlıyalım; “Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.” (Mü’minûn, 5–6) Bu ayetler, zahirde zina yasağı ve helal çizgisini, bâtında ise kalbin nuri kapısını koruma emrini taşır. Bu iki ayeti hayatının merkezine koyduğunda, iffetin sadece “yasaklar listesi” değil, ruhu koruyan ilahi bir zırh olduğunu … Devamını oku… 433) ZİNA NUR KAPISININ KAPANMASINA VESİLEDİR

432) ESMA VE BENLİK; GÖREN KİM?

Görüyorum dediğimde veya duyuyorum dediğimde esmalar mı konuşuyor? Esasında Basîr, Semî vs. onlar mı? Yoksa benlik mi? Hani ahirette ayrı ayrı sorulacakmış ya, bunun aslı ne? Bu sorunun merkezinde şu var: “Ben” derken kim konuşuyor? Dilimde “ben” diyen kim? Esma mı konuşuyor, yoksa esmanın bileşiminden doğan benlik mi? Ahirette her nimetten sorulacağımıza göre, göz, kulak, … Devamını oku… 432) ESMA VE BENLİK; GÖREN KİM?

431) MÜRŞİDİN GÖREVİ VE TESLİMİYET HÂLİ

Teslim olma hâline geçen, kalbi tasfiyesi başlamıştır. Tabii ki bu, manevi ilim yolcularının talim ve terbiyesi için olan prensiplerdir. Zahiri ilimde ise, bu kurallar pek bir anlam ifade etmez. Teslimiyet başlarken kalp, nefsin kaba tortularından arınmaya başlar; akıl tek başına hükümran olmaktan iner, kalp ile birlikte yürümeyi öğrenir. Bu hâl, laboratuvarla, diploma ile, salt zahiri … Devamını oku… 431) MÜRŞİDİN GÖREVİ VE TESLİMİYET HÂLİ

430) ALLAH, BEYİN VE VECH İRTİBATI

Bu konuyu üç soru ve cevabıyla açalım… 1.SUAL… Beyin adıyla anılıp üzerinde fikir yürütülen, her an esmâ özellikleriyle açığa çıkmakta olan Allah mıdır? 1.CEVAP… “Bunu düz cümleyle yazarsak, şöyle demek istemiştir… İnsan beyninden oluşan zuhura da Allah denir“ İşte tam bu cümlede, itikadı zedeleyen ince ama tehlikeli bir kayma vardır. “İnsan beyninden oluşan zuhura da … Devamını oku… 430) ALLAH, BEYİN VE VECH İRTİBATI

429) MEHDÎ, İSA VE DECCAL ÜZERŞNE BİR NOT

Zaman zaman zihinlere şu cümleler düşer: “Mehdî diye bir şey yok.” “İsa’nın dünyaya geri gelmesi diye bir hakikat yok.” “Deccal dediğin de zaten bir sistemdir.” Bu cümlelerin arka planında çoğu zaman haklı bir hassasiyet de vardır: Tarih boyunca önceki din mensuplarının metinleri tahrif edişi, kutsal kavramları küresel planlarına zemin yapmaları, insanları Mesih ve Mehdî beklentileriyle … Devamını oku… 429) MEHDÎ, İSA VE DECCAL ÜZERŞNE BİR NOT