264) SEYİRSİZ SEYİRİN MERKEZİNDE İNSAN

Bir seyir ki merkezinde insan var. Bir seyir ki odağında insan var. Bir seyir ki buna “seyirsiz seyir” denilmiştir. Seyirsiz seyir, gözün gördüğünü değil, kalbin seyrettiğini işaret eder. Bu, “Ben”in ortadan kalktığı, seyrin seyredilene dönüştüğü makamdır. Akıl bunu kavrayamaz. İdrak bunu derk edemez. Akıl, sınırların aracıdır; ama bu seyir, sınırsızlığın sahasıdır. Burada akıl susar, kalp … Devamını oku… 264) SEYİRSİZ SEYİRİN MERKEZİNDE İNSAN

263) MÜNAFIK AJANLIK DEMEKTİR

Münafık, eşittir ajanlık demektir. Müslümanlar arasına gizlenen ajanlar, yani münafıklar, her devirde olmuştur. Münafık, kalben inkâr edip zahiren iman eden kişidir. Ajan ise, dıştan dost, içten düşmandır. Her ikisi de ümmetin kalbine sızar, birlik damarını keser. “Onlar Allah’ı aldatmaya çalışırlar, hâlbuki Allah onların aldatmalarını kendi başlarına çevirir.” (Nisâ 142) İkiyüzlülük, nifakın elbisesidir. Sahâbeler devrinde de … Devamını oku… 263) MÜNAFIK AJANLIK DEMEKTİR

262) BAL MUHABBETİ

Bal muhabbeti değil, balın tadını hissettirmeye çalışan senin dostundur. Hakiki dost, seni bilginin etrafında döndürmez; tadına ulaştırır. Balın tadı, hakikatin zevkidir; onun muhabbeti ise kelimelerin gürültüsüdür. Söz kulağa bal gibidir, ama hakikat kalbe şifadır. Tatmadıkça bilmezsin. Ama ne yazık ki burada firak vardır. Firak (ayrılık), muhabbetin kaçınılmaz sonucudur. Çünkü hakikati arayan, çoğu kez kalabalıktan ayrılır. … Devamını oku… 262) BAL MUHABBETİ

261) FİİLLERDE ŞİRK VE VESİLELİK

İnsanın en büyük yanılgısı, fiilde kendini görmesidir. Bu yanılgı, gizli bir şirk halidir. Kişi “ben yaptım” dediğinde, Allah’ın kudretini perdelemiş olur. Oysa “ben yaptım” diyenin bile benliği, Allah’ın yaratmasıyla vardır. Benlik dediğin şey, bir gölgeden ibarettir. Gölge varlığını güneşe borçludur; güneş çekilince gölge de biter. İşte insanın “ben” zannı da böyledir. Kudreti Allah’tan aldığı hâlde, … Devamını oku… 261) FİİLLERDE ŞİRK VE VESİLELİK

260) ALLAH’IN GÜCÜYLE GÜCÜNÜ SENKRONİZE E

Mesela birini yedireceğiz. “Allah yedirdi” demek gerekir. Mesela elimizi yıkayacağız, “Allah yıkamamız için güç ve kuvvet verdi.” Gibi söylem ve düşünceler nasıl olmalı? Yani Allah’ın varlığını birliği müşahede açısından mı, yoksa kendi inandığımız Allah’ın varlığı mı? Her insanın idrak ve şuurundaki Allah farklı iken, bunu sonsuz yüce Allah olarak mı düşünerek söylemek lazım? Buradaki ince … Devamını oku… 260) ALLAH’IN GÜCÜYLE GÜCÜNÜ SENKRONİZE E

259) EBCED HESABININ EHEMMİYETİ

Ebced veya nümerik işlevlerin tümü, ZAN ve ZEN denilen toprak ve ateş boyutu itibariyledir. Ötesinde ise, nümerik işlevini yitirir; artık salt oluş vardır, artık kalbin ihtişamı ve mutlak seyri vardır. Ebced ilmi, varlıkların titreşimsel boyutlarını anlamak için bir kapıdır. Fakat bu kapı, madde ve enerji sınırında, yani “ZAN” (toprak) ve “ZEN” (ateş) alanında işler. Bu … Devamını oku… 259) EBCED HESABININ EHEMMİYETİ

258) AN”DA OLMAK VE DUANIN MAKBULİYETİ

“An”da olmak, duanın makbul olması için temel etkendir. Duyduğumuz her ilmi “anlayarak ve ilmini hazinene yükleyerek” değil, “AN”layarak, yani o ilmin anına inip ilmi sahiplenirsek; işte o zaman edindiğimiz duyum bize doyum verir. İlmi duymak başkadır, ilmi yaşamak başka. “An”da olmak, bilginin fiil hâline dönüşmesidir. Zihinle anlamak bilgi verir; kalple “an”lamak ise hâl kazandırır. Dua … Devamını oku… 258) AN”DA OLMAK VE DUANIN MAKBULİYETİ

257) ZATEN SEVAP İLE ALLAH’A YAKLAŞILIR

Aziz kardeşim, sakın şu şeytanî oyuna gelme. Zira şeytanın sadece soldan değil, sağdan da yaklaştığını unutma. Şeytan bazen inkârla değil, “din kisvesiyle” yaklaşır. Hakkı örterken haktan söz eder. Sağdan yaklaşmak, iyiliği kötülükle karıştırmak, ameli ibadet zannedip içini boşaltmaktır. O, insana “niyetini düzelt” der ama niyeti söndürür. Bu yüzden Kur’an, “Şeytan size dost görünür, hâlbuki o … Devamını oku… 257) ZATEN SEVAP İLE ALLAH’A YAKLAŞILIR

256) CENNETİ NEFSİN DEĞİL, RUHUN GÖZÜYLE GÖR

Cenneti, şu anki nefsin istek ve arzuları gibi bir yer zannetmeyelim. Dikkat ettiniz mi bilmem, şu anki nefsin istek ve arzularından arınanlar ancak cennete ulaşırlar. Cennet, nefsin zevk alanı değil, ruhun vuslat durağıdır. Nefis arzularıyla yaşayan, cenneti dünyadaki zevklerin sonsuz versiyonu sanır. Oysa cennet, nefsin tatmininin değil, ruhun tatmininin mekânıdır. “Nefsini arındıran kurtulmuştur.” (Şems, 9) … Devamını oku… 256) CENNETİ NEFSİN DEĞİL, RUHUN GÖZÜYLE GÖR

255) ŞEYTAN KOÇU CAZİP GÖSTERİR, NAMAZI ZOR

Toplumun nabzına göre materyal kullanıp gövde gösterisi yaparlar. Öylece çevre edinip psikolojik rahatlama sağlarlar. Modern çağın “koçluk” sistemleri, insanın içsel huzur arayışını ticari bir kalıba dökmüştür. Toplumun ilgisine göre şekil alan bu sistemlerde, her materyal bir cazibe unsuru olarak kullanılır. İnsan, içindeki boşluğu doldurmak yerine, dışsal bir yönlendiriciye sığınarak “rahatlama” sanrısına kapılır. Oysa asıl rehber, … Devamını oku… 255) ŞEYTAN KOÇU CAZİP GÖSTERİR, NAMAZI ZOR