298) BENLİKTEN TEVHİDE ARINMANIN YOLCULUĞU

Benlik kişilik ruhudur ve hiçbir zaman yok olmaz. Kişi hangi bilinç seviyesinde olursa olsun, ondaki bilinç gene de kendisine aittir. Benlik, varlık aynasında tecellî eden ferdî özdür. Yok olmaz; çünkü her bir nefis, “Ben Rabb’iniz değil miyim?” (A’râf 7/172) hitabına cevap vermiş bir şahsiyetin nüvesidir. Benlik, ilahî nefhanın kişisel yansımasıdır. Yok edilmez; sadece arındırılır, hakiki … Devamını oku… 298) BENLİKTEN TEVHİDE ARINMANIN YOLCULUĞU

297) KURTULUŞ BİLİNÇTE DEĞİL, TESLİMİYETTEDİR

Allah’ın emir ve yasaklarına riayetle kişi cehennemden azat olur. Gayrı tüm bilinçteki değişimler hissî olup, eğer ki emir ve yasaklara riayet yoksa ölüm ötesinde bir kurtarıcılığı yoktur. Vardır diyenler, kendilerini aldatıyorlar. Kurtuluş, duygusal coşkunluklarda değil, ilahî emirlere sadakattedir. Çünkü hissiyat geçicidir, ama teslimiyet kalıcıdır. İnsanın bilincinde beliren manalar, ilahî ölçüye bağlanmadıkça kişiyi kurtuluşa değil, vehme … Devamını oku… 297) KURTULUŞ BİLİNÇTE DEĞİL, TESLİMİYETTEDİR

296) BEDENEN BULUŞMAK GEREKLİ Mİ?

Ruhen hissedilen beraberlik yetmez mi? İki dostun buluşmasında mekân önemsiz değil mi? Yani ruhen var olan beraberlikler kişi için yeterli değil mi? Neden illa mekân değiştirmek ve bizzat gitmek, bedenen yanına gerek? Bu dünyadan bedenen ölmüş kişiler için de geçerli mi? Yani iletişim için illaki kabrine mi gitmek gerekir? Dostluk, yalnızca gönüllerin birbirine yönelmesi değildir; … Devamını oku… 296) BEDENEN BULUŞMAK GEREKLİ Mİ?

295) YARATIM HİKAYESİ

Başlangıç noktamızı keşfetmeliyiz. Nerden başladık hayata? Başlangıç, görünürde doğumla başlar ama hakikatte “Ben” demeden önceki sessizlikte saklıdır. İnsan, kendi varlık yolculuğuna başladığını sandığında aslında ezelde verilmiş bir “Evet”in yankısını yaşamaktadır. Çünkü hakikat, başlangıcı olmayanın hatırlanmasıdır. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabı, o başlangıcın asıl noktasıdır. Ana mayamız ne “HU” ve Allah demiştik geçen zaman diliminde… … Devamını oku… 295) YARATIM HİKAYESİ

294) TANRININ ULULUĞU VE TESLİMİYET HARCI

Konuya başlamadan önce kesinlikle bilelim ki Allah yanı sıra ikinci bir ilah yani tanrısal güç ve kuvvet sahibi olan biri olamaz. Tüm havl ve kuvvet sadece Allah’a aittir. Kimde ne güç ve kuvvet hisseder veya zannedersek, tümünün dayanağı Allah’ın kuvvet ve kudretidir. Dolayısyla Allah yanısıra gördüğümüz veya görmediğimiz varlıklarda tevehhüm ettiğimiz tüm kuvvet ve kudretin … Devamını oku… 294) TANRININ ULULUĞU VE TESLİMİYET HARCI

293) CEM MAKAMININ HAKİKATİNE BAKIŞ

Cem makamında kul, artık tüm vehimlere dayalı olan zuhur eden manasını terk etmiştir. Mukaddes mana olan ilahi manalar ile kendisini bulmuştur. Cem makamı, ayrılığı unutan birliğin idrakidir. Kul artık zannın ötesine geçmiş, varlığı parçalara bölen perdeleri kaldırmıştır. “Ben” ve “O” ayrımının eridiği bu hâl, hakikatte yalnızca “O”nun zuhuru olduğunu sezmekle başlar. Artık nefsi tüm isteklerini … Devamını oku… 293) CEM MAKAMININ HAKİKATİNE BAKIŞ

292) YOL SADECE İSLAM’DIR EN NEFSİM

Ey nefsim… Eğer ki ölüm ötesinde kurtuluş istiyorsan… İçinde olduğun ruh durumu ne olursa olsun, istersen tadı damağında kalsın, isterse hüngür hüngür ağlatsın, isterse kesinlikle öyle olduğunu idrak ettirse, gene de vahye başvurup vahye uygunluğunu denetlemek zorundasın. Vahiy, insan aklının ulaşamadığı noktada ilahî pusuladır. Kalp hangi duyguda olursa olsun, eğer o duygu vahye yaslanmıyorsa, seni … Devamını oku… 292) YOL SADECE İSLAM’DIR EN NEFSİM

291) ŞAE VE ERADE FARKI

Özümüzdeki melekeleri yani iç dünyamızdaki kuvveleri zikir ile değiştirirsek, bizden tecelli eden ve tercihimizi belirleyen Allah kuvveleri değişir ve dolayısıyla bizim isteme şeklimiz de değişen kuvvelerin konumuna göre değişir. Zikir, insanın varlık dokusundaki titreşimi değiştirir; çünkü her Esma bir enerji, bir nur titreşimidir. İnsan, zikrettiği Esma ile kendi bilincini yeniden düzenler, kalbini arındırır ve varlığını … Devamını oku… 291) ŞAE VE ERADE FARKI

290) TANIŞ OL KENDİNLE EY NEFSİM

Tanımak, akılla değil idrakle; bilmek, okumakla değil seyr ile mümkündür. İnsan Rabb’ini tanıdığında, akıl tahtından iner, kalp kürsüsüne çıkar. İşte o zaman “ben” denen varlık, yalnızca emaneti taşıyan bir gölgeye dönüşür. Masivayı terk etmek, dünyadan kaçmak değil; her şeyde O’nu görmektir. Çünkü Hak, zahir de batın da O’dur. Zahir olan suret, batın olan manayı perdelemez; … Devamını oku… 290) TANIŞ OL KENDİNLE EY NEFSİM

289) YA RABBi SENİ TANIDIKTAN SONRA…

Ya rabbi seni tanıdıktan sonra; akıl kendine geldi, kendini tanıdı. Beyin kıvamda kaldı, kalble bir olup gülümsedi. Akıl, seni tanımadan evvel kuru bir hesap, yorgun bir düşünceydi; kendine dönüp seni bulduğunda, o hesap sevdaya dönüştü. Artık düşünce değil, zikirdi aklın işi. Beyin denilen o sır kapısı, kalbinle birleşince ışığa doydu, nefes dahi şükür koktu. Ya … Devamını oku… 289) YA RABBi SENİ TANIDIKTAN SONRA…