278) ZAMANDA YOLCULUĞUN ASLI NEDİR?

Zaman, kişinin kendisi için oluşturduğu bir kayıt alanıdır. Bu kayıt alanında kendisine bir dünya çizer. Bu çizgiye göre de amellerde bulunur. Tüm sevincini ve üzüntüsünü kendince belirlediği zaman diliminde yaşar. Zaman, insan bilincinin yaratıcı gücüyle meydana gelir. Hakk’ın “kün” (ol) emriyle varlık kazanan her an, insanda bir kayıt olur. Kişi kendi içindeki “an kitabı”nı okur; … Devamını oku… 278) ZAMANDA YOLCULUĞUN ASLI NEDİR?

277) KADERİN HAKİKATİ ÜZERİNE TEFEKKÜR EDELİM

Kader derken gözümüz semaya döner ve yazgımızı yazan aşkın güç sahibini arar. Sonra da der ki; o ilmiyetiyle her şeyi biliyor ve o yüzden de kimin ne yapacağını biliyor. Onun için de yazmış. Kader, insan aklının en çok zorlandığı tecellîdir. “Yazan kim?” ve “yazılan ne?” sorusu, aslında “ben kimim?” sorusuna çıkar. Kader, Allah’ın ilminde sabit … Devamını oku… 277) KADERİN HAKİKATİ ÜZERİNE TEFEKKÜR EDELİM

276) ENEL HAK SÖZÜNÜN SÖYLENDİĞİ MAKAM

İnsan hayatın taa merkezinde… İnsanın öz hakikati olan ve varlığını Allah nurundan alan Nuri Muhammedî, insanda oluşturacağı dokumanın tesiriyle, sonsuz, sınırsız, renksiz, sûretsiz, ölümsüzdür. Çünkü dayanağı, nurun alâ nur olan Allah’ın vechinden yansıyan mutlak nurdan alır. “Nûr-i Muhammedî”, varlığın aslı olan ilk nurdur. Allah’ın nurunun nuru” diye anılır; çünkü “vech” (yüz, yön) Hak’kın âleme açılış … Devamını oku… 276) ENEL HAK SÖZÜNÜN SÖYLENDİĞİ MAKAM

275) LAHUTTAN ÂLEME ALLAH’IN BOYASINA

Lahut âlemi; vecihten yansıyan nurun, üzerine tutunduğu ve tüm nurun üzerine işlenildiği, isimsiz ve resimsiz hem alansız ve mekânsız olan, hatta hatta olansız olan ve ol emrinin üzerine çizildiği, şu anki değerlendirmelerimize göre, mutlak ortamsızlık olarak anlayabiliriz. “Lahut” (İlâhî Zât’ın mutlaklık katmanı) mahlûkatın hiçbir şekilde nüfuz edemediği, yalnızca Zât’ın kendi kendini seyir ettiği mertebedir. Ne … Devamını oku… 275) LAHUTTAN ÂLEME ALLAH’IN BOYASINA

274) UYURKEN YATIŞ POZİSYONUMUZ

Soru; “Yatağını sağ veya sol kıbleye koyup uyuması için uygun olmayanlar ne yapsın? Yatağını nasıl bırakacak, başını mı çevirsin, ayağını mı?” Öncellikle bilelim ki, kişi ölünce ayakları kıbleye dönülür ve öyle yıkanılır. Namazı kılınırken ve kabre konulunca ise yüzü kıbleye döndürülür. Bir mana ehlinden şöyle rivayet edilmiş: “Başını kıbleye dönüp yatanın, uyanınca domuz kafası olmadığına … Devamını oku… 274) UYURKEN YATIŞ POZİSYONUMUZ

273) SEKR PERDESİ, AŞK İLE HİPNOZ ARASINDA

Sekre uğramanın adını günümüzde “hipnoz olma” olarak güncelleyebiliriz. Sekr (manevî sarhoşluk), zahiren Allah’a yönelmiş bir hal gibi görünse de, aslında idrakin belli bir noktada donmasıdır. Hipnoz da böyledir: Kişi bir noktaya odaklanır, geri kalan tüm farkındalıklarını kaybeder. Tasavvuf yolunda bu hâl, tehlikeli bir illüzyona dönüşebilir; çünkü farkındalığın kapandığı her hâl, ne kadar kutsal görünürse görünsün, … Devamını oku… 273) SEKR PERDESİ, AŞK İLE HİPNOZ ARASINDA

272) DÖRT MAKAMDA ENSEYE TOKAT HİKÂYESİ

Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet… Nedir bu kavramalar? Önce halk içinde meşhur olan bir hikâye var. Onu aktarayım. Ki olayla yakından uzaktan ilgisi yok. Enseye tokat hikâyesi… [“Enseye tokat’ menkıbelerinden belki de en bilineni “şeriat, tarikat, hakikat, marifet” mertebelerini anlamaya çalışan talebenin bir mürşidi kamile konuyu sormasıyla başlar. “Bunu en kısa yoldan anlayabilmen için evladım … Devamını oku… 272) DÖRT MAKAMDA ENSEYE TOKAT HİKÂYESİ

271) MAKAMLARDAN GELEN NİDAYA KULAK VER

En büyük makam olan risalet makamından en altı olan salihler makamına tüm makamlar, kişi ile Rabbü’l-Âlemin arasındaki münasebet kademelerini resmeder. Manevî sistem çok katmanlı bir yapıdan oluşur. Risalet (peygamberlik) en yüksek idrak mertebesidir; salihler makamı ise fiillerde ihsan bilinciyle yaşamak demektir. Her insan, bu mertebelerin yankısını kendi iç âleminde hisseder. “O, dereceler sahibi Allah’tır.” (Mü’min, … Devamını oku… 271) MAKAMLARDAN GELEN NİDAYA KULAK VER

270) KİŞİ SEVDİĞİNE BENZER

Ya habibellah; senin ruhundur benden yansıyan, senin cemalindir benden dokunan, senin sırrındır sırrım olan, sensin benim gönlümde taht kuran. Seven, sevdiğinde kendini bulur; çünkü sevgi aynadır, gönül onda kendi hakikatini görür. Aşk, bir yansıma ilmidir; sevenin gönlündeki nur, sevdiğinin cemalinde görünür. Biz de Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi sevelim ki ona benziyelim. … Devamını oku… 270) KİŞİ SEVDİĞİNE BENZER

269) AŞKTA YOK OLUŞ İLE FENAFİLLAH AYNI MIDIR?

Aşkın ne olduğunu biliyor musunuz? Aşk, kulun bir ruh haletidir ki, orada akıl ve iman tümüyle devre dışıdır. Öylece seven kendisini sevdiğinde yok eder. Aşk, insana verilmiş bir imtihan tecellisidir. Akıl sükût eder, kalp yanar; ama bu yanış eğer ilahî yöne yönelmemişse, insanı hakikatten uzaklaştırır. Gerçek aşk, yakarken de diriltendir. “O’dur ki sever ve sevilendir.” … Devamını oku… 269) AŞKTA YOK OLUŞ İLE FENAFİLLAH AYNI MIDIR?