248) VAHYİ HAKEM KIL ÖYLECE YAŞA

Çok dikkatli olmalıyız ve söylenilen her sözde, vahyin hakemliğini keşfetmeliyiz. Zira ölçü vahiydir; akıl, ilham, tecrübe, hatta keramet bile onun terazisinde tartılır. Hakikat arayışında insanın en büyük sığınağı vahiydir. Çünkü ilham, keşf ve sezgi, Rahmânî de olabilir, nefsânî de. Ancak vahiy, doğrudan Allah’tan gelen ışıktır ve karışık değildir. “O, hevâdan konuşmaz; O’nun söyledikleri vahiyden ibarettir.” … Devamını oku… 248) VAHYİ HAKEM KIL ÖYLECE YAŞA

247) ÜRETTİĞİN SALGI SENİ ŞAŞIRTMASIN

İnsan fehminde (anlayış, idrak yetisinde) çok yönlü bakış yerleştirilmiştir. İnsana verilen çok yönlü bakış, onun imtihan sahasının en belirgin işaretidir. Bir yönden hakka, bir yönden hevaya bakar. Kalp ne yöne dönerse, fehm o yönden şekil alır. Bu yüzden insan, zahiren akıllı olsa bile, batınen yanılabilir. “Allah, iki kalbi bir adamın göğsünde yaratmadı.” (Ahzâb 4) İdrak … Devamını oku… 247) ÜRETTİĞİN SALGI SENİ ŞAŞIRTMASIN

246) ADIM ADIM YARATIM TECELLİSİNİ İZLE

Öncelikle bilelim ki, panteistlik girdabı öyle şeytanî bir girdaptır ki, giren artık kolay kolay çıkamaz. Kisvesini değiştirir ama düşüncesini devam ettirir. Panteizm, varlığı Hakk’ın zâtıyla özdeş kılarak mahlûku İlâh’ın içinde eritmeye çalışan ince bir tuzaktır. Bu düşünce, zâhiri tevhid gibi görünür; fakat bâtında şirk taşır. Çünkü Allah, yarattıklarından münezzehtir. Varlık, O’nunla değil, O’nun kudretiyle kâimdir. … Devamını oku… 246) ADIM ADIM YARATIM TECELLİSİNİ İZLE

245) İLMİN HAMİSİ OLAN ÂLİME VEFA

İlim, Allah’ın en büyük sıfatlarından olup insanlığa saçılan nurun en değerli vasıflarından biridir. Bu vasıf ile insan kendisini tanır. Bu vasıfla insan Rabb’ini tanır. Bu vasıfla insan iki cihanda mutlu ve huzurlu olur. İlim, Allah’ın “Alîm” (her şeyi bilen) isminden tecellî eden bir nurdur. Bu nur insana verildiğinde, o kişi kendini tanır; kendini tanıyan da … Devamını oku… 245) İLMİN HAMİSİ OLAN ÂLİME VEFA

244) EZELÎ SIRLARA DALIP CEVHERLERE ULAŞALIM

Öncelikle bilelim ki; nesyen mensiyyâ (tamamen unutulmuş, yokluğa karışmış hâl) denilen ve perdenin tümüyle kalkıp kişiliğin yok edildiği alan, mutlak olarak kişi için asla ve asla ebeden oluşmayacaktır. Çünkü varlık, var edilmiştir ve her biriyle ayrı bir seyir oluşmaktadır. İnsan, mutlak yoklukta yok olamayandır; çünkü Allah’ın “kün” (ol) emriyle varlık tecelli ettiğinde, o varlığın sırrı … Devamını oku… 244) EZELÎ SIRLARA DALIP CEVHERLERE ULAŞALIM

243) ALLAH’TAN AFFINI DİLEYEN AFFA KAVUŞUR

Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyuruyor ki: “Allah-u Teâlâ buyurdu: Ey Âdemoğlu! Sen Bana dua ettiğin ve Ben’den affımı umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa da, sonra Ben’den affımı dilesen, seni affederim. … Devamını oku… 243) ALLAH’TAN AFFINI DİLEYEN AFFA KAVUŞUR

242) MANA YOLCULUĞUNDAKİ SON DURAK

Terki terk denilen, kişinin Hakk’a teveccüh edip Hak’la huzur bulup kalbinden mâsivâyı (Allah’tan gayrı her şeyi) terk ettiğinin bile farkına varamayış olayı, eğer kalp güçlenirse, kişi bunun semerelerini yaşar. Yoksa sadece lafını edip kendini tatmin eder. “Terki terk”, yani “terki bile terk etmek”, benliğin tüm farkındalık iddialarını dahi bırakma halidir. Bu hâl, ancak kalbin Allah’a … Devamını oku… 242) MANA YOLCULUĞUNDAKİ SON DURAK

241) RABB-İ HASS İLE RABBÜ’L ERBÂB FARKI

Bunu bir örnekle izah edelim: Bir ressam tarafından çizilen yüz tane ayrı tablo düşünün. Her birinin üzerindeki renkler aynı renklerdir, ama çizimleri birbirinden farklıdır. Bu örnekte olduğu gibi, “tecellî” hakikatin güzel bir remzidir. Allah’ın kudreti (kuvveti) tek olduğu hâlde, her varlıkta farklı tezahür eder. Aynı ilahî nur, her gönülde farklı renklerle parlar. Bu farklılık “çoklukta … Devamını oku… 241) RABB-İ HASS İLE RABBÜ’L ERBÂB FARKI

240) AŞK KURNAZLIĞINDAN İLAHİ TEVEDDÜDE

İslam, aşkı değil teveddüdü yani Allah için sevmeyi ve sevilmeyi emreder. Çünkü aşkta akıl askıya alınır ve kişi dengesizleşir. İslam’da sevgi, teveddüd (Allah için sevmek) olarak tanımlanır. “Aşk” kavramı, aklın sınırlarını aşarak kişiyi ölçüsüzlüğe sürükleyebilir. Hâlbuki Allah için sevmek, ölçü, denge ve hikmettir. “Allah, iman edenlerin sevgisini artırır.” (Meryem, 96) Yani aşk, İslami bir kavram … Devamını oku… 240) AŞK KURNAZLIĞINDAN İLAHİ TEVEDDÜDE

239) ALLAH’IN ZÂTINI İYİ TANI

Yaratılmışlar ile Allah’ın mutlak Zâtı arasında ne teşbih (benzetme) ne de tenzih (uzaklaştırma) söz konusudur. Çünkü zaten varlıklar, Zât kokusu bile almamışlardır. Ayrıca Zât bakımından ne sıfat, ne esmâ, ne de ef‘âl (fiiller) kokusu bile almamışlardır. Esas bilinmesi gereken, mutlak Zât’ın aşkınlığıdır. Allah’ın Zâtı, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Teşbih, Zât’ı mahlûka benzetmektir; tenzih ise onu yalnızca … Devamını oku… 239) ALLAH’IN ZÂTINI İYİ TANI