238) AYNI YUMURTA İKİZLERİYİZ

Bizde bir gelenek var Orta Asya’dan ve Orta Doğu’dan… Bu gelenek uzanır ta tüm sinelerimize… Manevî zincirin kadim köklerine kada inelim… Orta Asya, Türk-İslam kültürünün beşiği; Orta Doğu ise İslam’ın doğduğu merkezdir. “Sinelerimize kadar uzanan gelenek”, aslında Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den taşan Nuri Muhammedi’nin gönüllerimize kadar ulaşmasını temsil eder. İşte bu … Devamını oku… 238) AYNI YUMURTA İKİZLERİYİZ

237) HEPLİK VE HİÇLİK KAVRAMLARININ ARDI

Benliği kaldırmak ayrı bir şey, benliği güçlendirerek Allah’ın desteğine ulaşmak ise apayrı şeydir. Tasavvufta “fenâ” ile “bekâ” arasındaki farkın özüdür. Benliği kaldırmak, nefsin fâniliğini yaşamak; benliği güçlendirmek ise, o benliği Allah’a hizmet edecek kıvama ulaştırmaktır. Nefsi yok etmek değil, Rabbânî bir istikamete sokmaktır. Burada “benlik” kavramı, nefsi kastediyor; ancak olumsuz anlamda değil. Kişinin varlığını, kimliğini, … Devamını oku… 237) HEPLİK VE HİÇLİK KAVRAMLARININ ARDI

236) GİZLİ HAZİNE VE ALLAH’IN SEYRİNE YOLCULUK

Allah insandan insanla seyir mi ediyor? Bu sual, varlığın hakikatine dair derin bir kapıdır. “Seyir” kelimesi burada hem Hakk’ın mahlukta tecellî edişini, hem de kulun Hakk’a doğru yürüyüşünü ifade eder. Allah’ın “insandan seyir etmesi” ifadesi zahiren hulûl vehmini çağrıştırsa da, hakikatte kastedilen Allah’ın fiillerinin mahlukta görünmesi, yani tecellî-i ilâhîdir. Çünkü “seyreden” mahluk değil, seyri yaratandır. … Devamını oku… 236) GİZLİ HAZİNE VE ALLAH’IN SEYRİNE YOLCULUK

235) KUANTUM İLE TASAVVUF ARASINDAKİ FARK

Konuya Nur suresinin 35. Ayeti ile Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizden rivayet edilen ve halk arasında meşhur olan, şu hadisi şerif ile başlayalım. Tasavvufta “nur” kavramı, Zât’ın kendi Zât’ında belirmesidir. Nur Suresi 35. ayet, varlığın kaynağını değil, varlığın bilinmesini anlatır. Çünkü Allah Teâlâ’nın “Nur” oluşu, O’nun zatî bir sıfatıdır; yaratılmışlara yansıyan, O’nun … Devamını oku… 235) KUANTUM İLE TASAVVUF ARASINDAKİ FARK

234) UYANIŞ YANİ MELEKELERİN AÇILIŞI

Kapı ansızın açılır. Ama açmak için de, zihnin hazır olması gerekir. Kapının ansızın açılması, manevî uyanışın beklenmedik bir anda gelmesini temsil eder. Fakat bu “ansızlık”, aslında yıllarca süren bir hazırlığın sonucudur. Zihin, ilahî tecellîyi idrak edecek dengeye ulaşmadıkça kapı açılmaz. “Allah, dilediğine hikmeti verir; hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir.” (Bakara, 269) ayeti, bu hazırlığın … Devamını oku… 234) UYANIŞ YANİ MELEKELERİN AÇILIŞI

233) YARATILIŞI İYİCE İDRAK EYLE…

Bilelim ki… Hakikati talep, bilmekle başlar; “bilmek” yönü tayin eder, kalbi istikamete sokar. Bireyi ve bireyin her bir bölümünü oluşturan şeyler, Allah’ın esmâsı değildir. Varlık, esmânın bizzat kendisi değil; esmânın kudretinden tecellî gören birer “eser”dir. Zât ile eser karıştırılmaz. Allah, nurundan bir tutamıyla var eylediği Nuri Muhammedî ile, arştan ferşe tüm her bir varlığı dizayn … Devamını oku… 233) YARATILIŞI İYİCE İDRAK EYLE…

232) BÜRÜNMENE SAHİP ÇIK EY NEFSİM…

Bürünme, Nuri Muhammedî olarak sunulan nurun bürünüşüdür. Bürünme, ilahi nurun yaratılış âleminde görünür hâle gelmesidir. Nuri Muhammedî, “Ol” emrinin ilk tecellisidir; varlık ondan yansır. “O, göklerin ve yerin nurudur.” (Nûr, 35) Yoksa hâşâ Allah’ın bürünüşü değildir. Allah Teâlâ şekilden, biçimden, suretten münezzehtir. Hiçbir şeye bürünmez, zira O, yaratılanın ötesindedir. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, … Devamını oku… 232) BÜRÜNMENE SAHİP ÇIK EY NEFSİM…

231) NE OLUR UYAN EY NEFSİM…

Ey nefsim… Zalim nefsim… Uslanmayan nefsim… Artık kurtuldun ve hakikati buldun! Öyle mi? Ey nefsim… Sen kendini tatmin ederek hayr içre olduğunu mu sanırsın? Öylece Allah’ın boyasıyla boyandığını mı zan edersin? Sen kendini bahri basitte ve sonsuz deryada sanıp kendini yüceltirken, Allah’ın diğer kullarını kirli suda boğulmuş addederek arınacağını mı vehmedersin? Allah’ın veren eli olmayı … Devamını oku… 231) NE OLUR UYAN EY NEFSİM…

230) YARATILIŞTAKİ EL ESMA-ÜL HÜSNA MÜHRÜ

Esma-ül Hüsna ile işaret edilen içeriklerin yani kuvvelerin dokundurma ile yani tabiri caizse ressamın fırça darbeleriyle yaratılan âlem, bünyesinde tüm bu isimlerle yöneltilmiş kuvvelerin cariliği söz konusudur. Âlem, Allah’ın isimlerinin tecelli alanıdır. Her varlık, bir ismin gölgesini taşır. “O her şeyi bir ölçüyle yaratmıştır.” (Kamer, 49) Esma, yaratılışın kalıbı, kudretin mührüdür. İşte oluşan bu carilik … Devamını oku… 230) YARATILIŞTAKİ EL ESMA-ÜL HÜSNA MÜHRÜ

229) ALLAH’IN MÜNEZZEHİYETİ VE MAHİYYETİ

Bizde olduğu gibi; Mutlak hüviyeti itibariyle; Allah görülmez, Allah duyulmaz, Allah hissedilmez. Allah’ın teni, rengi yoktur. Allah’ın eli, ayağı yoktur. Allah’ın gözü, kulağı yoktur. Allah’ın saçı, başı yoktur. Allah’ın ağzı, dili yoktur. Allah’ın vücudu, metabolizması, organları yoktur. Allah yemez, içmez; Allah yatmaz, uyumaz; Allah nefes alıp vermez, öksürmez, aksırmaz, hasta olmaz, ölmez. Allah doğmamış, doğurmamıştır. … Devamını oku… 229) ALLAH’IN MÜNEZZEHİYETİ VE MAHİYYETİ