218) NEFS-İ NÂTIKA VE A‘YÂN-I SÂBİTE

Allah’ın ilminde bulunan her varlık, kendine mahsus bir istidat (yaratılıştan gelen yetenek, kapasite) ve kabiliyet (meyil, öz eğilim) taşır. Bu istidatlar, a‘yân-ı sâbite (ezelî varlık asılları, Allah’ın ilminde sabit olan hakikatler) içinde gizlenmiştir. Her varlık bu sabiteye göre yaratılır; ancak insan, diğerlerinden farklı olarak bu sabiteyi yönlendirebilme kudretiyle donatılmıştır. İnsana verilen nefs-i nâtıka, bu gizli … Devamını oku… 218) NEFS-İ NÂTIKA VE A‘YÂN-I SÂBİTE

217) NAMAZ MUHAMMEDÎ SIRRIN ZAHİR HÂLİDİR

Şu anda kıldığımız namaz, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kıldığı namazın ta kendisidir. Namazın ruhu, şekli ve sırası Peygamber Efendimiz’den sahabelere, sahabelerden tabiîne, tabiînden de İmam-ı Âzam Ebu Hanife’ye kadar kesintisiz bir zincirle korunmuştur. Kıldığımız namaza “emevî namazı” diyenler veya namazı hafife alanlar, aslında bu zincirin dışında kalan oryantalist (Batı menşeli, saptırıcı … Devamını oku… 217) NAMAZ MUHAMMEDÎ SIRRIN ZAHİR HÂLİDİR

216) KUR’AN İLE SÜNNET İSLÂM’IN TA KENDİSİDİR

Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnet-i seniyyesini hafife alanları hafifletin; rüzgârda savrulup kaybolan kül gibi artık görmeden yaşamaya bakın. Zira, sünneti hafife alanlar, ilahî mesajın ruhunu kaybedip savrulan toz tanelerine dönerler. Onlar, kendi içlerindeki hakikat nurunu kaybetmişlerdir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yaşam ahlakının kayıtları olan hadis-i şeriflere dil uzatanlar, İslâm’ın yüce … Devamını oku… 216) KUR’AN İLE SÜNNET İSLÂM’IN TA KENDİSİDİR

215) KİBİR İLE İMAN AYNI KALPTE BİRLEŞMEZ

Konuya şu hadis-i şerifle başlayalım: Abdullah b. Mes‘ûd’un anlattığına göre bir gün Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:“Kalbinde z erre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” Bunu duyan bir adam, “Ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr … Devamını oku… 215) KİBİR İLE İMAN AYNI KALPTE BİRLEŞMEZ

214) KALPTEN KALBE AKAN NUR; ZİKİR VE MARİFET

Zikir, kalbin Allah’a açılan en derin kapısıdır. Marifet ise, o kapıdan içeri girip Allah’ı tanımaktır. Zikir, kulun Allah’ı anmasıdır; marifet, Allah tarafından anılmasıdır. Zikir kuldan başlar, marifet Allah’tan gelir. İşte bu iki hâl birleştiğinde kalpten kalbe nur akar. Kalp zikre başladığında, önce dillerde titreşim başlar. Ama o titreşim, henüz yüzeydedir. Kalp gerçekten zikre iştirak ettiğinde, … Devamını oku… 214) KALPTEN KALBE AKAN NUR; ZİKİR VE MARİFET

213) NEFİS, RUH VE KALP ARASINDAKİ SEYİR

İnsanın iç âlemi bir seyrin menzilidir. Bu seyir, nefisten başlar, ruhla olgunlaşır, kalpte tamamlanır. Yani nefis, başlangıç; ruh, geçit; kalp ise varış noktasıdır. Bu üç merkez, insanın manevi kaderini belirler. Nefis, insana verilen en büyük imtihandır. O, hem hayvani yönün hem de ilahi potansiyelin karıştığı bir aynadır. Nefis, eğer terbiye edilmezse kişiyi karanlığa çeker. Ama … Devamını oku… 213) NEFİS, RUH VE KALP ARASINDAKİ SEYİR

212) BEN VE RABBİM HAKİKATİ

Ben, yaratılmış bir varlık olarak “yoktan var” edildim. Rabbim ise “ezelden var” olandır. Benim varlığım, O’nun varlığının bir yansıması değil, O’nun kudretinin eseridir. Yani ben, Allah’ın zatından değil; O’nun nurunun “ol” emriyle var olan bir gölgesiyim. Benim varlığım, bir yansıma hükmünde olup, aslı itibarıyla yokluğun üzerine inşa edilmiş bir emanet varlıktır. Rabbim’in zatı ise, varlığı … Devamını oku… 212) BEN VE RABBİM HAKİKATİ

211) ŞİRK VE İNSANDAN OKUNAN TEVHİD

Allah mutlak zatı olarak var ettiği tüm yarattıklarından münezzehtir. Allah Teâlâ, hiçbir varlığın içine girmeyen, hiçbir varlığa bürünmeyen, hiçbir varlıkla benzeştirilemeyendir. O’nun zatı, sıfatı, esması ve fiilleri yaratılmışlardan tamamen ayrı, tamamen mukaddestir. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, 11). Bu münezzehlik, tevhidin temel direğidir. Çünkü Allah, hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey O’na benzemez. O, ne … Devamını oku… 211) ŞİRK VE İNSANDAN OKUNAN TEVHİD

210) VEHİM; KURUNTU VE KAYGI

Vehim güncel dilde kuruntu demektir. Vehim, kalpte hakikate aykırı olarak doğan, ne var ne yok, ama varmış gibi hissedilen korkuların ve düşüncelerin adıdır. Kuruntu, insanın kendi ürettiği hayalî varlıklardır; hakikati örten gölgelerdir. Kur’an’da “zannın çoğundan sakının” buyrularak, vehmin karanlığına karşı dikkat çekilmiştir. İnsandaki musavvir kuvvesini kullanarak afaki varsayımlarla hayali oluşlardan etrafına bir kabir yapar. İnsandaki … Devamını oku… 210) VEHİM; KURUNTU VE KAYGI

209) HAKİKATTE DOLAŞIRKEN İSLAM AKAİDİ

Tasavvufta anlatıla gelen meratip (makamlar) ve makamların tümü ezberlense dahi hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü ezber, kalbe inmediği sürece sadece aklın rafında duran bilgidir. İçinde bulunduğu her anında yaşam hâline geçmeyen ve kişilik bakış açısına dönüşmeyen her ilim, kişinin yüküdür. Zira ezberlenmiş ve sırtta yük olmuştur ki artık onun yaşamı hayal olmuştur. Ezberlenmiş bilgi, kalbi diri … Devamını oku… 209) HAKİKATTE DOLAŞIRKEN İSLAM AKAİDİ