208) GENETİK AKINTI, SEYYİDLİK, NÛRÎ SİRAYET

Kişinin fıtratının düşünsel alanını ve manevi manzarasını genetik kalıntı belirlemez. Bu manada nesilden nesile aktarılan genetik akıntı diye bir şey yoktur. Çünkü ruhun kaynağı gen değildir. Ruh, “ve nefahtu fîhi min rûhî” (Ben ona kendi ruhumdan üfledim) sırrıyla doğrudan Allah’tan nefeslenmiştir. Dolayısıyla manevi yapı, maddi genlerle taşınmaz. Herkes İslam fıtratı ile dünyaya gelir. “Her doğan … Devamını oku… 208) GENETİK AKINTI, SEYYİDLİK, NÛRÎ SİRAYET

207) SURA ÜFLEYİŞ VE KIYAMET

Kâinatın bir köşesinde kıyamet koparken başka bir köşesinde yaşam devam etmeyecek. Çünkü kâinat, bir bütünün parçaları değil, bir nurun katmanlarıdır. Allah’ın kudreti bölünmez; bu nedenle kıyamet bir noktada koparken diğerinde süremez. Kıyamet, tüm varlığın aynı anda ilahî nurda yok oluş anıdır. “Sûr’a üflendiği zaman, göklerde ve yerde kim varsa düşüp bayılacaktır.” (Zümer, 68) Kâinat dediğimiz … Devamını oku… 207) SURA ÜFLEYİŞ VE KIYAMET

206) KAB-I KAVSEYN’DEN GELEN NUR

Abdullah dediğimizde esma ve sıfat boyutu itibariyle kul olan demektir. Abduhu dediğimizde ise zat boyutu itibariyle kul olan demektir. Zat itibariyle kulluğa eren ilk insan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizdir. Onun ümmetinden “o şerefi” yaşayan fertler kıyamete dek var olacaklardır. Onun ümmetinin tüm fertleri dahi gözlerini o makama dikerek başını secdeye bırakırlar. … Devamını oku… 206) KAB-I KAVSEYN’DEN GELEN NUR

205) İNSANLIĞIN UNUTULAN MİLYON YILLIK HAFIZASI

İnsanlığın geçmişi sanıldığı gibi on bin, on beş bin yıl falan değildir. İnsanın mazisi, tarih kitaplarının yazdığı birkaç bin yılla sınırlı değildir. İnsan, sadece topraktan değil; “Ruhumdan üfledim” (Hicr, 29) hitabına mazhar olan bir varlıktır. Ruh, zamanın ötesinden geldiği için, insanlık da zamanın sınırına sığmaz. İnsanlık tarihi, yaratılışın kadim nuruyla başlar; bu nur, varlığın en … Devamını oku… 205) İNSANLIĞIN UNUTULAN MİLYON YILLIK HAFIZASI

204) AURANIN KORUNMA YASASI; SETR-İ AVRET

İnsanın aurasi mahremidir, o nedenle bedenini örtmelidir. Aura (enerji halesi), insanın ruhsal ve bedensel titreşim alanıdır. Bu alan, dış etkilere açık olduğu için mahremdir; çünkü ruhun zarını temsil eder. Tıpkı kalbin sırlarını herkesin önünde açmanın zarar vermesi gibi, bedenin enerji alanını da korumak gerekir. İşte örtünme, bu mahremiyetin manevi perdesidir. Bu alan, Rabb’inden aldığı nurun … Devamını oku… 204) AURANIN KORUNMA YASASI; SETR-İ AVRET

203) HU’NUN NURU VE İNSAN AYNASI

Allah Nur’un taa kendisidir dediğinizde, Allah’ı nur etmiş olursun. Bu söz, tevhit hakikatinin inceliklerinden biridir. Allah’ı “nur” olarak tanımlamak, onu yaratılmış olan bir sıfata indirgemektir. Çünkü “nur” bir vasıftır, bir tecellidir. Mutlak Zât ise vasıfla sınırlanmaz. Zira nur, O’nun yarattığı tecellîlerden biridir. O’nun Zât’ını “nur” olarak nitelemek, O’nu yarattığı bir varlığın içine hapsetmek gibidir ki … Devamını oku… 203) HU’NUN NURU VE İNSAN AYNASI

202) AŞK; AYAK İZİNDE YOK OLMAKTIR

Ben aşığım diyen kimse; eğer âşık olduğunu söylediği kişinin ayağına basmasıyla, ayağına bastığı ayağı öpmüyor ve demiyor ise; “oh be bari âşık olduğum kişinin ayağının ağırlığı ayağımın üzerine düştü” ve bununla mutlu olmuyor ise, o kişi aşkın daha ne olduğunu bilmiyordur. Gerçek aşk, benlik duygusunun tamamen eriyip yok olduğu bir hâl değil midir? Âşık, maşukunun … Devamını oku… 202) AŞK; AYAK İZİNDE YOK OLMAKTIR

201) HU’NUN NURU İLE NURLANAN İNSAN

Allah zatı ile hiç kimseden tecelli etmez; ama Allah, nuru ile yaratımını devam ettirir tüm yarattıklarıyla. Allah’ın Zât’ı mutlak, sınırsız ve hiçbir kayıt altına alınamaz olandır. Dolayısıyla Zât’ıyla herhangi bir varlıkta tecelli etmesi, o varlığa kayıtlanmak anlamına gelir ki bu muhaldir. Lakin O, nuruyla yani yaratıcı kudretinin yansımasıyla her ân yaratımına devam eder. “Allah göklerin … Devamını oku… 201) HU’NUN NURU İLE NURLANAN İNSAN

200) ALLAH SENDEN MÜNEZZEHTİR

Allah Zat’ıyla yarattıklarından münezzeh olduğu gibi, sıfatıyla, Esma’sıyla ve ef’aliyle de yarattıklarından münezzehtir. “Münezzeh” kelimesi, arınmış, benzerden uzak demektir. Allah’ın zatı gibi, Sıfatları, İsimleri (Esma) ve Fiilleri de (Ef’al); yaratılmışların zatıyla, sıfatlarıyla, esmalarıyla ve fiilleriyle kıyaslanamaz. Çünkü O; Vacibü’l-vücuddur (varlığı kendinden), mahlûkatın varlığı ise mümkündür (var olması başkasına bağlıdır). Eğer münezzeh olmasaydı, işte o zaman … Devamını oku… 200) ALLAH SENDEN MÜNEZZEHTİR

199) İLİM VE BİLİM ARASINDAKI HAKİKAT

Hakkıyla Allah diye bilmek için, bilim ile ilim farkını iyice ayırt etmek gerekir. Bilim (maddeye dair bilgi) aklın, ilim (hakikate dair bilgi) kalbin işidir. Bilim gözle görür, ilim basiretle. Bilim, eşyanın yüzünü okur; ilim, eşyanın içini. Allah’ı hakkıyla bilmek, görüneni değil, görünenin ardındaki nuru fark etmekle mümkündür. Bilim, Allah’ın yarattığını inceler; ilim, Allah’ın yarattığındaki hikmeti … Devamını oku… 199) İLİM VE BİLİM ARASINDAKI HAKİKAT