198) HAKİKATİ GÖREMEYEN ATEİSTİN PERDESİ

A’ma olan müflis diyor ki; ateist dürüsttür, Müslüman ise üçkâğıtçıdır… Bu söz, çağın büyük yanılgılarından birini özetler. Dürüstlüğü “imandan”, imanı da “görünür ibadetten” sanan gözler, özün derinliğine inmediği için hakikatin merkezinden uzaklaşır. Müflis (zarar eden) burada sadece malını değil, imanının nurunu da kaybedendir. Buradaki “a’ma” (kör) kelimesi, sadece gözün değil, kalbin körlüğünü işaret eder. Müflis … Devamını oku… 198) HAKİKATİ GÖREMEYEN ATEİSTİN PERDESİ

197) ÖZ İLMİNE YOLCULUK EYLE

Öz ilmi, insanın içsel haletiyle ilgili tüm ilimleri kapsar. Bunun herhangi bir dinle kayıtlanması da mevzubahis değildir. Çünkü öz ilmi, insanın varoluşuna yerleştirilen “ilahi nefesin bilgisi”dir. Bu bilgi, dinlerin kabuğundan değil, özden tecelli eder. Her din o özün bir rengini taşır; fakat tam nur, hak itikatla birleştiğinde görünür. Öz ilmi, insanın Rabb’inden kendisine üflenen nefha-i … Devamını oku… 197) ÖZ İLMİNE YOLCULUK EYLE

196) ÜVEYSÎLİK, MURÂKABE, TESLİMİYET ÇEMBERİ

Bir veliyi Allah’a en yakın kılan şey, onun teslimiyetindeki kemâldir. Fakat bu teslimiyet bir anda, bir hevesle oluşmaz. Teslimiyetin şıpsevdi bir yönü yoktur; o, kademeli bir olgunlaşmanın meyvesidir. Kişi, nefsinin gölgesinden sıyrıldıkça, kendi varlığını adeta yok olmuş gibi hisseder. Bu hâl, “seyreden” olarak var olduğu ama müdahil olmadığı bir makamdır. Artık karışma yoktur; şüphe kalmamıştır. … Devamını oku… 196) ÜVEYSÎLİK, MURÂKABE, TESLİMİYET ÇEMBERİ

195) HER YERDE “BEN AYNI BEN’DİR”

Katmanlar arasında değişmeyen öz hüviyetimizdir. İnsanın her an yeniden yaratıldığı gerçeği, yalnızca beden boyutuyla sınırlı değildir. Çünkü insan sadece topraktan ibaret değildir. Ruh (dalga beden) olarak, bilinç olarak ve tüm varlık biçimleriyle her an yeni bir yaratılışa muhatap olur. Fakat bu yaratılışlar birbirinden ayrı alanlarda işleyen katmanlardır. Her bir katman, kendi boyutunun değerleriyle işler; toprakta … Devamını oku… 195) HER YERDE “BEN AYNI BEN’DİR”

194) KUR’ÂN ZİKİRDE KALBİN FREKANSIDIR

“Anlamını bilmeden bülbül gibi şakırdıyorsun Kur’anı” der din düşmanları… Anlamını bilmeden okuyorsun diye diye Kur’an okuyan bırakmadılar. Bunun hesabı ağır olacaktır. Kur’an okuyan kalmadı ya… Kur’anlar mahzun kaldı raflarda. Belki duvardan indirdiniz ama bu defa rafa terk ettiniz. Camilere bakın, kaç tane Kur’an açılıyor. Ya Allah’tan korkun. Kur’an’ı anlamadan okumak küçümsenemez; çünkü Kur’an bir nûrdur, … Devamını oku… 194) KUR’ÂN ZİKİRDE KALBİN FREKANSIDIR

193) KUR’AN’IN RABÇA DİLİ VE KALBİN AÇILIMI

Kur’an “Rab”çadır. Kur’anın her kelimesi özümüzle iletişim aracıdır. Kur’an, Allah’ın kelamıdır ve “Rabça” hitap eder; yani sadece kulakla değil, özle anlaşılır. Rabça, Rabbimizin bize kendi ilminden öğrettiği dildir. Kur’an’ın kelimeleri Arapçadan öte, ruhun diline tercümandır. Bu yüzden onun her kelimesi kalbin derinliklerinde yankılanır; çünkü o kelam, yaratılışımızın harfleriyle aynı özdendir. Açık açık şer’i hükümleri bile … Devamını oku… 193) KUR’AN’IN RABÇA DİLİ VE KALBİN AÇILIMI

192) HER AN YENİDEN YARATILIŞIN SIRRI

İnsanın varlığı bir anlık değildir. Her nefeste yeniden yaratılırız. Bu yaratılış yalnızca bedensel değildir; ruh, dalga beden (enerji beden) ve bilinç düzeyinde de sürekli bir yenilenme hâli yaşanır. Her “an”, bir “ol” emrinin yankısıdır. Kudret-i İlâhi, hiçbir an boşlukta durmaz. Her varlık, her zerre, her nefes yeni bir şan (yeni bir hâl) ile var olur. … Devamını oku… 192) HER AN YENİDEN YARATILIŞIN SIRRI

191) KUANTUM NOKTASINDAN KALP UFUKLARINA

Kuantum gözüyle varlığa bir bakış; varlık âleminde varlığın vücut kokusu almaması ve bunu bilmemiz, bizi mesuliyetten kurtarmaz. Ayrıca bu hâli bilmemiz, uyanış falan da değildir. Hatta hatta varlığın özü itibariyle malumat sahibi olmamız, aslında bize bir şey de katmaz. Burada işaret edilen temel hakikat şudur: Bilgi, insanı kurtarmaz; ancak bilginin kalpte tecellî etmesi, yani bilginin … Devamını oku… 191) KUANTUM NOKTASINDAN KALP UFUKLARINA

190) VECHULLAH GÖRÜNENİN ÖTESİDİR

Bir hakikatı seslendirelim… İşte yaşam sırrı, işte varlığın döndüğü vech. “Yaşam sırrı” denilen şey, varlığın merkezidir. Her şeyin yöneldiği, döndüğü, dayanıp durduğu bir hakikat vardır. Bu hakikat, “vechullah” (Allah’ın yönü, yüzü, tecellî merkezi) olarak adlandırılır. Varlık kendi varlığından bir merkeze değil, O’nun kudretine döner. Tüm âlemler, kendi özlerinde o merkeze bağlı bir devranda seyrederler. Nereye … Devamını oku… 190) VECHULLAH GÖRÜNENİN ÖTESİDİR

189) HAYALÎ SALTANATTAN EBEDÎ SALTANATA

Allah’ın kün emriyle var edilen varlıkların sahip oldukları vücud aslî mi, gölge mi? Allah âlemleri yoktan var etti ve tüm varlıklar bir vücud sahibi oldu. Buraya kadar ki kısımda insanlığın geneli hemfikirdir. Asıl içinden çıkılmaz sorun ise, buradan sonra başlıyor. Ortaya çıkan bu sorunlardan ötürü de insanlık inançları bölünmekte ve hatta hatta insanlar, kendi düşünceleriyle … Devamını oku… 189) HAYALÎ SALTANATTAN EBEDÎ SALTANATA