108) RİSALETİN SON TEMSİLCİSİ

Risaletin son temsilcisi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizdir. Şimdi bunu başka bir bakış açısıya azıcık açalım… Fetih suresi son ayette yüce Rabbimiz “MUHAMMEDÜN RASULULLAH” diye başlıyor. Bu ifade, risalet hakikatini veciz biçimde ilan eder. Kur’ân’ın bir başka yerinde de: “Muhammed, Allah’ın Rasûlüdür ve O, nebîlerin sonuncusudur.” (Ahzâb, 40) bu hakikat mühürlenmiştir. Muhammed … Devamını oku… 108) RİSALETİN SON TEMSİLCİSİ

107) YOL İŞARETLERİNE TAKILMA, HEDEFİNE VAR

Manevî halleri bilmek ve sonrasında “işte bu o demekmiş” diye tanımlamak mı önemli, yoksa bilmeden yaşamak mı daha eftaldir? Bu, seyr-u sülûk yolunun en hassas düğüm noktalarından biridir. Çünkü yolcunun yönünü belirleyen asıl niyetidir. Halleri tanımlamak kişiye bilinç verebilir, ama onlara bağlanmak tehlike doğurur. Dikkat edilirse, hak yolunda yürüyenler asla “şu şu makama erdi, bu … Devamını oku… 107) YOL İŞARETLERİNE TAKILMA, HEDEFİNE VAR

106) ALLAH ADINA VE ALLAH ADIYLA FARKINDALIĞI

Biz yaptığımız her fiili Allah adına değil, Allah adıyla yapmaktayız. Allah adına diyenler ise, Allah’ın nurundan oluşan benliğinin farkına varmadı. Oysaki varlığımız Allah’ın zatından değil, Allah’ın zatının tabiri caizse ışıldayan nurundan varlıklarını aldılar. Buradaki ayrım çok önemlidir: İnsan fiillerini “Allah adına” değil, “Allah adıyla” (Bismillah) yapar. Çünkü kul, Allah’ın zatına ortak veya vekil olamaz. Varlığımız … Devamını oku… 106) ALLAH ADINA VE ALLAH ADIYLA FARKINDALIĞI

105) AYNALARDA GÖZÜKEN SEN MİSİN?

Her şeye Ayna gözü ile baktığımız müddetçe, kendimize kimlik gözü ile bakamayız ve kendimize kimlik veremeyiz, bu da bizi hayali bir varlık yapar. İnsan başkasında kendini görmeye çalıştıkça kendi özüne yabancılaşır. Oysa Kur’ân: “Kendinizi de görmez misiniz?” (Zâriyât, 21) buyurarak insanı kendi içine nazar etmeye çağırır. Hâlbuki hiçbir şey ve hiç kimse senin birebir aynan … Devamını oku… 105) AYNALARDA GÖZÜKEN SEN MİSİN?

104) ALLAH HERKESTEN RAZI MIDIR?

Allah razıdır sözü herkes için ve her fiil için söylenemez. Çünkü Allah’ın rızası sınırsızca dağıtılmış bir onay değildir; O’nun rızası, iman ve salih amelle elde edilir. Kur’ân buyurur: “Allah, mü’minlerden, mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır…” (Tevbe, 111). Bu ayet açıkça gösteriyor ki rıza, belirli bir hayat tarzının neticesidir. Allah razıdır demek, insanları robotlaştırma … Devamını oku… 104) ALLAH HERKESTEN RAZI MIDIR?

103) HALK İÇİNDE ŞAHİT OLDUK HAKKA

Kelime-i şehadet getiririz. Dikkat ederseniz, bu şart İslamın temel şartıdır. İslam ise, elle tutulur gözle görülür olandır. Yani Kelime-i şehadet yalnızca dil ile söylenen bir söz değil, hayatın içinde elle tutulur, gözle görülür hale gelmesi gereken bir ikrardır. Nitekim Kur’ân şöyle buyurur: “Kim Allah’a ve Resûlüne iman eder ve salih amel işlerse, Allah onu içinden … Devamını oku… 103) HALK İÇİNDE ŞAHİT OLDUK HAKKA

102) ALLAH DOSTLARI VE AFUVV HÂLİ

Allah dostları bizim en yakınlarımızdır. Çünkü Allah en yakınımızdır. En yakınımızın dostu da bize çok yakın olur. Onlar asla menfaat için bizimle olmazlar. Çünkü Allah, menfaati için bizimle olmaz. Çünkü Allah’ın ihtiyacı yoktur. Allah dostunun da ihtiyacı yoktur. O sırf ve somdur. Zira Allah’ın menfaate ihtiyacı olmadığı gibi, Allah dostlarının da ihtiyacı yoktur. Onlar sırf … Devamını oku… 102) ALLAH DOSTLARI VE AFUVV HÂLİ

101) MUTLAK ZAT TEFEKKÜR EDİLEMEZ

Bir çok tasavvuf ekolonun hakikatten sapmasının nedenini şöyle izah edelim. Olay şu ki, hakikatten sapanlar, varlık makamlarını bir birine karıştırdıklarındandır. Zat makamını kesret alemine monte ediyorlar, öylece sapkınlık başlıyor. Tasavvufta en büyük tehlike, varlık mertebelerinin birbirine karıştırılmasıdır. Mutlak hüviyet; zatı, sıfatı, esması ve ef‘ali ile bizzat kendisidir. Yaratılış mertebeleri ise ayrı ayrı idrak edilmelidir. Zat … Devamını oku… 101) MUTLAK ZAT TEFEKKÜR EDİLEMEZ

100) AŞKIN İÇERİĞİNDEKİ HAL

Ben aşığım diyen kimse, eğer âşık olduğunu söylediği kişinin onun ayağına basmasıyla, ayağına bastığı ayağı öpmüyor ve demiyor “oh be bari âşık olduğum kişinin ayağının ağırlığı ayağımın üzerine düştü” ve bununla mutlu olmuyor ise o, aşkın ne olduğunu bilmiyordur. Aşk, sadece güzel sözler söylemek, şairane cümleler kurmak değildir. Gerçek aşk, en ufak bir incinmeyi bile … Devamını oku… 100) AŞKIN İÇERİĞİNDEKİ HAL

99) VAHİY VE İLHAM FARKI

Vahiy, Allah Teâlâ’nın yalnızca Nebiyullah ve Rasulullah olan kullarına indirdiği ilahî kelamdır. Her rasul aynı zamanda nebi iken, her nebi rasul değildir. Bu ayrım, İslam düşüncesinde önemli bir hakikati ortaya koyar. Rasul, tebliğle görevlendirilmiş elçidir; nebi ise Allah’ın vahyine muhatap olup, tebliğ sorumluluğu olmayan seçkin kuludur. İslam alimleri bu konuda derinlemesine tefekkür etmişlerdir. İbn Hazm, … Devamını oku… 99) VAHİY VE İLHAM FARKI