88) ÖZGÜ KUVVELERİMİZİ BİZ ZUHUR EDERİZ

Doksan dokuz esmânın kişide ihsâsı (duyurulması) sonucu, mudillik (saptırıcılık) yolları kişiye apaçık olur. Böylece kişi kendisini korumaya alır. Doksan dokuz ismin kuvveden fiile çıkarılmasından mahrum kalması ise, kişiliğin mudilliğe bürünmesine sebep olur. İnsan, böylece kendi kendisinin düşüşünü fark eder. Aslında bu hâl, “El-Mudil” isminin bizatihi Allah’a ait bir fiil değil, kulun mahrumiyetine yüklenen bir işaret … Devamını oku…  88) ÖZGÜ KUVVELERİMİZİ BİZ ZUHUR EDERİZ

87) ALLAH’IN DEĞİŞMEZ KADERİ NEDİR?

Kader olayını tam olarak anlamak için varlık âleminin temeline inmek gerekir. Yoksa bu olay asla anlaşılmaz. Onun için de yaratım alanının künhüne inip bize doğru adım adım gelelim. Olayı anlamak için Nûr-i Muhammedî olarak bize sunulan hakikati iyi bilmemiz gerekir. Olay şöyle başladı: Allah, zâtının nurunu ışıldamasını kendinden kendine olarak seyretti. Seyrederken bir tutam nurunun … Devamını oku… 87) ALLAH’IN DEĞİŞMEZ KADERİ NEDİR?

86) ŞEYTANİYETİN BAŞLANGICI

İnsana secde etmeyen cin değildir; insana secde etmeyen şeytandır. Şeytaniyet, varlığın “nârî katmanı”na ait bir boyuttur. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, kişiyi nefsinin hakikatinden uzaklaştırmasıdır. Zira “iblis” kelimesi, sözlükte şeytanca işler çeviren, kötülükte ileri giden, düzenbaz ve saptırıcı anlamına gelir. Bu katman, tüm iradeli varlıklarda mevcuttur. Asıl mesele, bu katmanın şerrinden korunup nûrî boyuta yönelebilmektir. … Devamını oku… 86) ŞEYTANİYETİN BAŞLANGICI

85) AŞKIN GERÇEĞİ

Allah aşkı nasıl olacak? İnsana olan aşk nasıl olacak? Aşkı kalbimize koyan Allah değil mi? Evet, aşk yaratılmıştır ve yaratılan bir haslettir; kimse bunu inkâr edemez. O hâlde bu aşk neyin nesidir, nerede, nasıl ve nereye kadar kullanılmalıdır? Çünkü hem Allah’ı severken hem eşimizi hem çocuklarımızı sevmekle mükellefiz. İşte burada mesele, aşkın mahiyetini doğru anlamaktır. … Devamını oku… 85) AŞKIN GERÇEĞİ

84) SEN “DEĞER”SİN EY İNSAN EVLADI

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ve tüm peygamberler, meleklerin en büyüğü olan Cebrâil’den daha yücedir. Çünkü peygamberler, yalnızca birer elçi değil; Allah’ın kulları arasında seçilmiş, halifelik sırrını en kamil şekilde taşıyan varlıklardır. Onların dışındaki hiçbir insan Cebrâil’den üstün değildir. Her varlık gibi meleklerin de kendilerine özgü bir nefisleri vardır. Fakat onların nefsi, … Devamını oku… 84) SEN “DEĞER”SİN EY İNSAN EVLADI

83) ALLAH’IN TECELLİSİ MUHALDIR

Allah hiçbir kulundan tecelli etmez. O’nun mahlûk üzerinde tecelli ettiği zannı, gafletin ve yanlış anlayışın ta kendisidir. Bizler Allah’ın kullarıyız; Allah ise ezelî ve ebedî, mutlak varlıktır. Bizdeki tüm manalar O’nun kudretiyle yaratılmıştır, fakat asla “Allah’ın kendisi” değildir. O, Allahu Ekber’dir; insan ise O’nun dokundurduğu mana terkibinden, ruhundan üflenmiş bir nefes ile sanal benlik verilmiş … Devamını oku… 83) ALLAH’IN TECELLİSİ MUHALDIR

82) AKLEDEN KALP SIRF AŞKTAN İLAHÎ HUŞÛYA

İlahi huşû, duygunun taşkınlığını aklın terazisine bırakıp, ardından içsel sezgiyi akleden kalp ile aşarak sırf aşk hâlinden çıkıp huşû yolunda yürümektir. Bu sebeple Kur’an-ı Kerîm’de: “Şüphesiz bunda, kalbi olan veya hazır bulunarak kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” (Kâf, 37) buyrulmuş, akleden kalbin önemi vurgulanmıştır. Aşk kalbe bir kıvılcım olarak düşer, fakat huşû bu … Devamını oku… 82) AKLEDEN KALP SIRF AŞKTAN İLAHÎ HUŞÛYA

81) ARABANA SAHİP ÇIK EY ŞOFÖR

Eğer şoför, arabasını sürerken çölün ortasında arabasını veya yolcusunu terk edecek kadar maddî ya da manevî hevese kapılırsa, bu büyük bir felakettir. Bu durum sadece dünyevî yönetim için değil, aynı zamanda ilim yolculuğu için de geçerlidir. Çünkü her bir yolcu, eğer sahipsiz bırakılırsa, kurda kuşa yem olur; gafletin ve hevânın pençesine düşer. İşte bu sebeple, … Devamını oku… 81) ARABANA SAHİP ÇIK EY ŞOFÖR

80) VAHDETİ ŞUHUD MÜMKÜN MÜDÜR?

Şuhud yani şehadet âleminde gözüken her şey demektir. Görülen her şeyin bir olması ve tek bir bedene sahip olması için, biri diğerinin bir uzvunu oluşturması gerekir. Her biri ayrı bir parçayı oluşturan varlıkların tümünün tek bir tümel yapıyı oluşturması gerekir. Bu şekilde bir tümel yapı olmadığı gibi, tümel yapının bir parçasını oluşturan parçacıklar da olamaz. … Devamını oku… 80) VAHDETİ ŞUHUD MÜMKÜN MÜDÜR?

79) VAHDETİ VÜCUD MU? VACIBÜ’L-VÜCUD MU?

Vahdet-i Vücud, vücudun tek olması demektir. Fenâ fillah ise Allah’ta fani olmak demektir. Bu iki tabir, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin dilinde, sahabenin zikrinde veya tâbiînin fikrinde olmayan kavramlardır. Peki tabirler nereden geldi? Hangi mantıkla bu kavramlar dine sokuldu da birçok aklını az kullananı aklından etti, aklını çok kullananı huzursuz etti, iman … Devamını oku… 79) VAHDETİ VÜCUD MU? VACIBÜ’L-VÜCUD MU?