28) ATEİSTLİK, DEİSTLİK VE FİRAVUNLUK

Tevhidin üç temeli vardır. Bunlar; ulûhiyet, rububiyet ve melikiyettir. Allah”ın ulûhiyetini kabul etmemek ateistliktir. Allah”ın melikiyetini kabul etmemek deistliktir. Allah”n rububiyetini kabul etmemek firavunluktur. Üçüsüde kafirliktir. Şimdi bu konu hakkında biraz yazalım… Ulûhiyet, Allah’ın tek mabud, tek ilah oluşudur. Kur’ân buyurur: “İlâhınız tek bir ilâhtır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (Bakara, 2/163) … Devamını oku… 28) ATEİSTLİK, DEİSTLİK VE FİRAVUNLUK

27) MÂBED İLE ABAD OLMAK

Kur’ân-ı Kerîm’in her bir ayetinin derinliklerinde, bâtınî ve işarî mânâlar taşır. Ancak bu mânâların yanında, zâhirî anlamları da esastır. Kur’ân’a baktığımızda, camilerin ve mescitlerin inşası, korunması ve ihyasıyla ilgili nice ayetle karşılaşırız. Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar … Devamını oku… 27) MÂBED İLE ABAD OLMAK

26) ALLAH İÇİN DOSTLUK

Sırf ve som olmayandan arkadaş seçebilirsin. Yani hayatına giren insanlar arasında doğruluk ve sağlam karaktere sahip olmayanlarla arkadaşlık yapman mümkündür; fakat bu tür arkadaşlıklar çoğunlukla menfaate dayanır. Arkadaşlıkta müşterek menfaat bitince, arkadaşlık da biter. Böyle arkadaşlık, rüzgârın yön değiştirmesi gibi çabuk bozulur. Dostluk ise öyle değildir. Dostlukta nimette de külfette de hep beraberlik vardır. Hem … Devamını oku… 26) ALLAH İÇİN DOSTLUK

25) KUR’ÂN VE MÂNÂSINA TUTUNMAK

Elbette ki Kur’ân-ı Kerîm yazılırken kullanılan lafız, okunurken çıkan sesler, yazılan harfler ve üzerinde yazılı bulunduğu sayfalar mukaddestir. Çünkü Kur’ân’ın özü, bu maddî vasıtalar sayesinde bizlere somut olarak ulaşır. Ancak unutulmamalıdır ki, bunlar mahlûktur; yani yaratılmıştır. Kur’ân’ın özü ise Allah Kelâmıdır; ezelîdir, yaratılmış değildir. Lafızlar, harfler ve mushaf yalnızca bu kelâmın bizlere ulaşmasını sağlayan birer … Devamını oku… 25) KUR’ÂN VE MÂNÂSINA TUTUNMAK

24) CENNET YAŞAMI VE EN YÜCE NİMETLER

Cennetteki yaşam; kişiden açığa çıkan sayısız mânânın, ruhun derinliklerinden taşan ilâhî ilhamların ve Hak’tan gelen lütufların oluşturduğu bir mânâ kompleksidir. Allah’u Teâlâ’nın ikramıyla, “İstediğin mânâ terkibini oluştur.” denilir ve eline yetki verilir Hak tarafından… Artık sen, istediğin oluşumu, istediğin anda biiznillah mutlak kudretin senden oluşturduğu yaratım gücüyle, bilfiil zuhur ettirebilirsin. Ancak şu da hakikattir ki; … Devamını oku… 24) CENNET YAŞAMI VE EN YÜCE NİMETLER

23) MUHAMMEDÎ OL

Sanki şu anki tüm fıkıh bilgileri sadece mezhep imamlarının görüşlerinden ibarettir. Peki, neden bizden önce yaşayan âlimlerin görüşlerini de, o âlimin tâbi olduğu mezhebin görüşü olarak kitaplara aldık? Demek ki, önceki âlimlerin kafa yorup Kur’ân ve hadisten çıkardıkları ilmin üzerine, zamanın şartlarına göre yeni ilimlere ulaşarak bir şeyler katmak, kişiyi dinden çıkarmaz. Bu, hakikatte ümmetin … Devamını oku… 23) MUHAMMEDÎ OL

22) MUHAMMEDİ OLMAK İNSANLARI GÜTMEMEKTİR

“Ey iman edenler! (Resûl’e) ‘Bizi güt!’ demeyiniz, ‘Bizi gözet!’ deyiniz ve onu dinleyiniz. İnanmayanlara acıklı bir azap vardır.” (Bakara, 2/104) Demek resul dahi çoban değildir ümmete. O sadece öğretmendir bize ve bizi gözetendir. Hani sınavda gözetmen olur ya. Öyle bir şey. Hata yaparsak uyarır. Doğru telkin eder. İnsanı en mutlu sona hazırlanmada yardımcı olur. İnsanda … Devamını oku… 22) MUHAMMEDİ OLMAK İNSANLARI GÜTMEMEKTİR

21) AMELİMİZ AZ DA OLSA DAİMİ OLSUN

“İki günü eşit olan zarardadır.” Bu nebevî hikmet, zamanın içindeki sırra işaret eder. Zira zaman, sadece akan bir ölçü değil; insanın gerçek sermayesidir. Bu sermaye, ya hakikate doğru birikerek kulun ebediyetini inşa eder ya da gafletle tüketilerek ruhu kurutur. Bu hadîs-i şerifi şöyle izah edebiliriz: Diyelim ki bugün 10 defa “Allah Allah” zikri çektin, yarın … Devamını oku… 21) AMELİMİZ AZ DA OLSA DAİMİ OLSUN

20) HU VE ABDUHU’NUN ZERAFETİ

İlmullahtaki tepe konu “Abduhu ve Resûluhû” hakikatidir. Kab-ı kavseyn hâli ve HU tecellisinin kişideki mutlak husûlü ile kişi kemaline ermiş olur.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Mirac anında “kab-ı kavseyn” hâlini yaşadı. Bu hâl, kişideki tüm benliği yok eder. Ve tıpkı “HU ismiyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”in, Allah ismini kendisine ayna yaparak kendisini onda seyretmesi gibi; … Devamını oku… 20) HU VE ABDUHU’NUN ZERAFETİ

19) ALLAH VE ABDULLAH İSİMLERİNİN İŞARETİ

Unutmayalım ki bütün ilimlerin başı, Allah’ı bilmektir. Allah bilinmeden hiçbir bilim dalında mutlak başarı elde edilemez. Öylece kitabın bir ucundan okur ama mutlak olarak olayın künhünde var olan mutlak ilme muttali olamaz. “HU”, yani zâtî boyutun kavranışı işin öz esasıdır. “Hu” dediğimizde zâta işaret ederiz. Zât dediğimizde ise bilmemiz gereken en önemli konu şudur: Onun … Devamını oku… 19) ALLAH VE ABDULLAH İSİMLERİNİN İŞARETİ